Archive for Mart, 2008
Bu gece 20.00-21.00′de her yer kararacak
29/03/2008
ANKARA – Küresel iklim değişikliğine dikkat çekmek üzere bu gece saat 20.00′de ışıklar dünya çapında bir saatliğine kapatılıyor. Türkiye’den de kurum ve kuruluşlar eyleme destek verecek. Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye Ofisi’nden Sezen Gülşen, geçen yıl da tüm dünyada gerçekleştirilen ‘Earth Hour’ (Dünya Saati) adlı eylemle küresel iklim değişikliği konusunda etki yaratılabileceğini ortaya koymaya çalıştıklarını belirtiyor.
Eyleme özellikle 27 büyük şehirden önemli destek beklendiğini söyleyen Gülşen, Türkiye’den de katılımın geniş olmasını umduklarını belirterek herkese, "Elektrikli aletlerinizi ve ışıklarınızı kapatın" çağrısında bulunuyor.
Eyleme dünya çapında da 26 büyük şehir resmen katılıyor. Chicago, San Francisco, Dublin, Manila, Toronto ve Bangkok gibi şehirler, saat 20.00′de ünlü bina ve anıtlarındaki ışıkları tamamen kapatacak. Geçtiğimiz yıl eylemin başlatılmasına öncülük eden Avustralya’nın Sydney kentinde de ünlü Opera Binası ve Liman Köprüsü kararırken, restoranlarda mum ışığında servis yapılacak. Organizatörler, ‘Earth Hour’ eyleminin, insanları enerji kullanımı hakkında bilinçlenmeye teşvik edeceğini umuyor. (aa, afp)
Bu haber Radikal Gazetesinin Web sitesinden alınmıştır.
İletişim özgürlüğü ve Türkiye: YouTube daha kaç kez kapanacak?
Demokratikleşmenin ülkemizde çok yoğun olarak tartışıldığı bu dönemde, kitle iletişim özgürlüğüne doğrudan müdahale olan ve uluslararası alanda erişimin engellenmesine ilişkin uzlaşılmış ilkelere uygun olmayan erişimin engellenmesi kararlarının artması akıllarda büyük bir soru işareti oluşturuyor
29/03/2008
FARUK ECZACIBAŞI (Arşivi)
Sosyal paylaşım sitesi "YouTube" üçüncü kez kapatıldı. Kapatmanın hukuki dayanağı, "5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun". Ancak bu kanun dışında da başka kanunlara dayanılarak ülkemizde bazı siteler hakkında erişimin engellenmesi kararı verilebiliyor.
Yargı kararlarına saygım sonsuz olmasına rağmen, erişimin engellenmesi yönünde verilen kararların sonuçlarının, hukuktaki "ölçülülük" ve "aracın amaca uygun olması" ilkeleriyle çeliştiğini düşünüyorum. Bir başka deyişle verilen erişimin engellenmesi kararlarının yarattığı sonuçların, toplumsal menfaatlere ve kitle iletişim özgürlüğüne büyük ölçüde zarar verdiğine inanıyorum.
İnternetin topluma yayılmasının geçmişi daha ancak 15 yılı bulmuş olmasına rağmen küresel etkisi, 20. yüzyılın başında motorlu taşıt araçlarının gelişmesine benzetilebilir. Hayatımıza bu kadar girmiş olmasına rağmen, internet kullanımının çeşitli nedenlerle çok zararlı sonuçlar doğurabilen bir araç olduğu da bir gerçek. İnternet, eğitimden sağlığa birçok alanda insanlığa bilgi iletmede aracılık yaparken, icabında tamamen yıkıcı ve kötü emellere alet de edilebilmektedir. Çünkü neticede İnternet, sadece bir iletişim aracıdır. İletişimin mesajı (içeriği) değildir.
Bu nedenle de şimdiye kadar, bomba yüklü araçlarıyla intihar saldırısı yapanlar veya sarhoş araba kullanıp kaza yapanlar yüzünden motorlu taşıt araçlarını veya bunların üreticilerini bu işten sorumlu gösterenlere rastlamadım.
Yeni nesil internet
YouTube, ‘Web 2.0′ diye adlandırılan yeni nesil internet uygulamalarının en başarılı örneklerinden biri. Web 2.0, bilginin hızla ve neredeyse sınırsız ölçüde akıp kullanıldığı bir ortam. İnternet’in 1990′lardaki durumuna bakışla en önemli farkı, kullanıcıların beklentileri ve talepleri doğrultusunda, içeriğini kullanıcının belirlediği, kendiliğinden gelişen bir platform.
45 terabaytlık deposunda 6 milyon videosu klipi bulunan YouTube sitesine her geçen gün yüzlerce yeni video klibi ekleniyor. Gençlerin kendi deneme videolarından, eski film arşivlerinden müzik kliplerine kadar geniş bir yelpazenin yanı sıra ayrıca çok etkin bir iletişim aracı olarak da kullanılmakta. Örneğin, şu anda ABD başkan adaylarının rekabetinde oynadığı rol nedeniyle bu yılki başkanlık seçimi, şimdiye kadar gerçekleştirilmiş en demokratik seçim olarak kabul ediliyor.
Sitenin belki de en önemli kullanım alanlarından biri eğitim ve tanıtım.
Ülkeler ve kurumların kendi tanıtımlarını yapmalarının en ucuz ve etkin yollarından biri. Aynı şekilde çeşitli eğitici videolar YouTube’da dünyaya açılıyor. Sivil toplum kurumlarının yayınladıkları yararlı eğitici klipler izleyicilere yine burada sunuluyor. Örneğin, "mikrokredi mucidi" 2006 Nobel Barış Ödülü sahibi Muhammed Yunus’un Grameen Vakfı’nın bazı sosyal sorumluluk videoları YouTube’da dünyaya ulaşıyor… STK’lara teknoloji odaklı uluslararası destek veren "Technology Place for Nonprofits" (TechSoup.org) adlı STK da YouTube’u kullananlardan…
YouTube’un yasaklanmasının zararlarından yukarıda biraz bahsetmiştik ancak detaylarına girmekte biraz da yarar var:
1. YouTube’a Türkiye’den ulaşım tamamen önlenmiş bulunuyor. Diğer bir deyişle, sarhoş sürücünün cezasını otomobil üreticisi firma çekiyor. Daha doğrusu, cezanın, otomobili bahane ederek herkese çektirildiğini düşünebiliriz.
YouTube yakın aylarda yine "Atatürk’e hakaret" nedeniyle yasaklanmıştı.
O yasaklama sırasında yurtdışındaydım ve yasaklanma nedeni olan klibi bulmak için sitenin arama motorunda "Atatürk" kelimesine basmıştım. Ekrana gelen onlarca Atatürk klibi arasında "zararlı neşriyat"ı bulamadım. Buna karşılık, Atatürk ile ilgili çok yararlı dokümanlara eriştiğimi söyleyebilirim. Beni aralarında en çok etkileyen de, şu anda hatırlayamadığım çok yaşlı bir İngiliz eğitim uzmanının, Atatürk’ün eğitim reformları ile ilgili yaptığı bir söyleşisiydi. Türk internet kullanıcısına, hatta araştırmacısına ulaşması önlenmiş örneklerden yalnızca biriydi bu…
Yasaklara karşı yöntem
2. Ancak, tabii, Türk YouTube izleyicisinin bu konuda çok fazla sıkıntı çekmesine gerek yok. Herhangi bir şekilde yurtdışına adım atabildiği anda (veya dolambaçlı başka site adresleri kullanarak) kapalı siteye zaten erişebiliyor. Erişimin engellenmesi kararlarının uygulanması için kullanılan teknolojik yöntem çok kolay aşılabildiğinden bu tür yasakların anlamı kalmıyor. Bu ise hukukun ciddiyetine zarar veren bir durum.
3. İhbarı yapan sayın vatandaşımızın aslında kendisinin de yeterli incelemeyi yaptığı konusunda da kuşkuluyum. Biraz daha araştırma yapsa herhalde çok daha güçlü nedenler bulabilirdi. "Zararlı neşriyat" konusunda uzman sayılmam ama tahmin ediyorum ki belirleme kriterleri konusunda elimizde oldukça zengin olanaklar vardır. Ancak, yetkili makamlarımız acaba tam da aynı yöntemlerle kendimizi savunma imkânlarımızı elimizden aldıklarını düşünüyorlar mıdır? Web 2.0′ın olanakları sayesinde şu anda karşı savunma için sınırlama, aslında Türkiye tarafına konuluyor. Örnek olarak şu anda dünya kamuoyuna karşı, ülkemizi hedef alan ayrılıkçı tezlerin YouTube kullanılarak geliştirilmesine karşı tamamen savunmasızız. Daha doğrusu kendi kendimizi savunmasız halde bırakıyoruz.
4. YouTube yasakçısı ülkelerin başında Çin geliyor. Daha yakınlarda Pakistan, görülmedik bir teknolojik uygulamayla, YouTube’un bütün dünyada erişimini durdurdu. Demokrasiyle hiç ilgisi olmayan, kerameti kendinden menkul ülkelerle aynı safta yer almış olarak gözüküyoruz. Bana kalırsa, oldukça utanç verici bir durum.
Türkiye Bilişim Derneği’nin organizasyonu çerçevesinde bir konferans veren Harvard Üniversitesi Hukuk fakültesi öğretim üyelerinden ve Sınırsız İnternet Girişimi üyesi John Palfrey, YouTube’un kapatılma nedeni olan 5651 sayılı Kanun için şunları söyledi: "…Kanun, internetin filtrelenmesi için çok geniş bir yetki veriyor. Mahkemelerde de geçerli olmak üzere, tek bir otoriteye büyük bir güç sağlanıyor. Şu anda bahsedilen otorite iyi niyetli. Yine de elindeki yetkilere göre sonuçlar minimal düzeyde. Ancak, perspektifi değiştiği zaman sonuçları dramatik olabilir." (http://blogs.law.harvard.edu/palfrey/2008/02/07/turkey-at-the-edge/)
5. Ne yazık ki, bu görüntü konusunda dış dünyanın yanlış bir algılamada bulunduğu konusunda çok kuşkuluyum. Erişimin engellenmesi konusunda temel dayanak yapılan söz konusu 5651 sayılı kanun hazırlanırken konunun uzmanlarından ve sivil toplum kurumlarından gerçekten çok fikir alındı. Ancak bu fikirlerin ne dereceye kadar değerlendirildiği konusunda elimizdeki veriler olumlu değil. İlk yansımaları YouTube’da alınan sonuçlarla görüldü. Kanunun bu şekilde hazırlanıp, TBMM’ye hatalı biçimiyle sunulması pek acemice ve 21. yüzyılın simgesi bilgi çağının ölçülerine göre arkaik kalıyorsa da, olası bir kötü niyet de eklendiğinde, çağımızın en önemli iletişim aracı ülkemizde büyük tehlikeye girecektir.
Hukuk süreci
Dileğimiz, YouTube yasağının bir an önce kaldırılmasıdır. Ancak, bunun için de işlemesi zorunlu olan bir hukuk süreci gerekiyor. Şimdiye kadar bu sürecin çoktan uygulamaya konulması gerekiyordu. YouTube’un söz konusu klibi kaldırması ve sitenin Türkiye’de kullanılmasının tekrar serbestleştirmesi işten bile değil. YouTube’un ülkemizde serbestçe kullanılmasının kendisine getireceği yarar, bu uğraşa girmesi için yapacağı gayrete değip değmeyeceği konusundaki düşüncelerini bilmiyorum. Korkarım ki, kendilerine getireceği zarar Türk kullanıcısına ve Türkiye’nin genel görüntüsüne getireceği zararın yanında çok daha küçük ölçeklerde kalır. Daha da ötesi, bu durum, Türkiye karşıtı güçlerin ekmeğine de yağ sürüyor. Kendi bindiğimiz dalı kesme konusunda bundan daha iyi bir örnek düşünemiyorum.
Türkiye’deki mevcut erişimin engellenmesi kararları neticesinde uluslararası kamuoyu ve toplumumuz nezdinde yaratılan negatif iklimin değiştirilmesi için uzun ve kısa vadede bir-takım çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu çalışmaların amacı temel hak ve özgürlüklere saygılı bir çerçevede ülkemizi bilgi toplumuna taşımak olmalıdır.
Uygulayan çok
Erişimin engellenmesi dünyadaki birçok ülke tarafından uygulanıyor. Ancak bunu sansürcü ülke damgası yemeden belli esaslara bağlı olarak yapıyorlar. Onun için ülkemiz de erişimin engellenmesini tüm dünya milletleri tarafından suç olarak kabul edilen suçlara özgü olarak, yalnızca ilgili suçlarla mücadelede en son tedbir olarak başvurulacak bir yöntem olarak kullanmalıdır. Bu yöntemin kullanılması AB başta olmak üzere bu yönde kabul edilen standartlara göre, interneti kullanan diğer kişilerin haklarına saygı göstererek uygulanmalıdır. Bu çerçevede başta 5651 sayılı yasa olmak üzere erişimin engellenmesi kararlarına temel teşkil eden mevzuatlarımız ülkemizin bilgi toplumu hedefleri doğrultusunda tekrar gözden geçirilmelidir.
Demokratikleşmenin ülkemizde çok yoğun olarak tartışıldığı bu dönemde, kitle iletişim özgürlüğüne doğrudan müdahale olan ve uluslararası alanda erişimin engellenmesine ilişkin uzlaşılmış ilkelere uygun olmayan erişimin engellenmesi kararlarının artması akıllarda büyük bir soru işareti oluşturuyor. Ne yazık ki gündemde daha ön planda bulunan konular yüzünden bu duruma gerekli ilgiyi gösteremeyen entellektüellerimizin, basınımızın ve karar vericilerimizin; çağımızın en önemli iletişim aracının Türkiye’yi demokratikleştirme süreci içindeki yeri hakkında çalışmalarda bulunması için daha fazla gayret göstermeleri gerektiğine inanıyorum…
Faruk Eczacıbaşı: Türkiye Bilişim Vakfı Başkanı
Bu haber Radikal Gazetesinin web sitesinden alınmıştır.
‘Evlat, şu krizinizi çözüverin!’
Brezilya lideri Lula, dünya ABD yüzünden ekonomik krize girdi diye, Bush’a fırça atmış. Bush’a telefon açan Lula şöyle demiş: ‘Evlat bir sorun var! 26 yıldır ilk kez büyüyoruz, sen işleri mahvediyorsun. Şu krizinizi bir zahmet çözün’
29/03/2008
RECIFE – Latin Amerika’da 1985′te sona eren 20 yıllık diktatörlüğün yaralarını saramayıp 21′inci yüzyıla derin ekonomik krizle giren Brezilya’yı altı yılda ayağa kaldırıp IMF’in pençesinden kurtaran solcu Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, uluslararası piyasaları allakbullak eden ABD Başkanı George W. Bush’a biraz iğreleyici bir dille ‘baba nasihatı’ verdi. Petrole alternatif olarak etonole yönelim sayesinde ekonominin iki yakasını bir araya getiren Lula, dünya piyasalarını olumsuz etkileyen ABD’deki ekonomik sıkıntılar yüzünden Bush’a telefon açıp, "Evladım, şu krizinizi bir zahmet çözün" dedi.
Brown dedikodu taşımış
Lula, Recife kentinde Meksikalı ve Brezilyalı işadamlarına seslenirken liderler arasındaki dedikodu trafiğini de ifşa etti. Buna göre, Britanya Başbakanı Gordon Brown, Brezilya liderinin bir süre önce küresel krizle ilgili yorumlarından Bush’un rahatsız olduğunu çıtlatmış. Bunun üzerine Lula Beyaz Saray’ı aramış. Lula, ABD başkanına söylediklerini şöyle aktardı: "Hey Bush, burada bir sorunumuz var, evlat! Biz Brezilyalılar hiçbir büyüme kaydedemeden 26 yıl yerimizde saydık. Ve şimdi büyüyoruz. Sen gelip işleri karıştırıyorsun, mahvediyorsun. Önümüzü mü keseceksin? Kendi krizinizi bir zahmet çözün."
İşadamlarının kahkahalar atarak dinlediği bu sözleri ABD’deki krizin başka ülkelerin canını yakmadan önlem alınması için söylediğini belirten Lula, Brown ve Bush’la ne zaman konuştuğunu belirtmedi. Bush’la sık sık görüşen ve etenol üretiminin artırılmasında işbirliğine gitmiş Lula, ABD’de iki hafta önce bir yatırım bankasını kapanmanın eşiğine getiren krizin aşılması konusunda Brezilya’da 1995′de bankaları batmaktan kurtaran Proer programına atıf yaparak, "Bush istiyorsa gelsin Brezilya’ya, ben öğretmeyeceğim ama ona bir bankanın nasıl kurtarılacağını öğretecek insanlarımız var. Brezilya’da teknik bilgi var, ihtiyaçları varsa bu teknolojiyi göndeririz" vurgusu da yaptı. Amerika’daki krizin Brezilya’ya ulaşacağına inanmadığını, yine de olası etkilerine karşı önlem alma gereği hissettiklerini belirten Lula, "Mortgage krizinden kaynaklanan ve dünya ekonomilerini diken üstünde tutan Amerikan ekonomisindeki sorun belki sanıldığı kadar ciddi değildir ama daha kötü de olabilir. Amerikan krizinin kurbanı olmamak için gözümüz açık. Bütün gün onları büyüteç altında tutuyoruz" diye ekledi.
200 milyar dolar rezervine ve iç talepteki istikrarlı artışa güvenen Brezilya hükümeti, Amerika’daki ekonomik durdugunluğun etkilerine dayanabileceklerini söylüyor. Anketler enflasyonun düşmesi, ücretlerdeki düzelmeler, yeni istihdam alanları açılması, sağlık ve eğitim alanındaki yatırımlara bağlı olarak halkın Lula’nın ekonomi yönetimine güvendiğini de gösteriyor. Ibope’nin son anketine göre halkın Lula’ya güveni aralıkta yüzde 51 iken martta yüzde 58′e çıktı. Brezilya yıllarca iplerini ellerine teslim ettiği IMF ile yollarını 2005′te ayırmıştı. 183 milyonluk ülkede kamu borçları Lula döneminde 350 milyar dolardan 182 milyar dolara, enflasyon yüzde 12′den yüzde 3′e geriledi. (Dış Haberler)
Bu Haber Radikal Gazetesinin Web sitesinden alınmıştır.
Dört başı mamur kültür merkezi
Alsancak’taki Tekel Binaları, Arkas Holding tarafından Reji adlı bir kültür merkezi yapılacak.
26/03/2008
İZMİR – Alsancak’taki eski Tekel binaları, bir kültür merkezine dönüştürülecek. Arkas Holding’in İzmir Ticaret Odası ve İzmir Ekonomi Üniversitesi ile birlikte hazırladığı ‘Reji’ projesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan ön izin çıktı.
Alsancak’taki Eski Tekel Tütün Fabrikası ve beraberindeki binalarının, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 49 yıl süreyle kiralanması için ihale süreci başlatılmıştı. Sürece başvuran
‘Reji’ projesi için ön iznin çıkmasıyla birlikte, Tekel Binaları’nın geleceği de belirlenmiş oldu.
Tekel binalarının kültür sanat üreten ve paylaşan bir merkez olarak tarihi kimliklerini de koruyarak dönüştücek projenin maliyetinin 25 milyon dolar olduğu açıklandı.
Kongre ve konser salonu
Üç, dört yıl sonra açılması planlanan ‘Reji’ kompleksinde 15.000 metrekare kapalı 1000 metrekare yeşil alan bulunacak. Bir müze, geçici sergiler için salon, tiyatro ve sinema salonları yanısıra ‘şehir kulübü’ diye adlandırılan bir mekanın da dahil olduğu restoran-kafe gibi sosyal alanlar da olacak. Reji’nin içinde sanat atölyeleri, sanatçılar sokağı, eğitim merkezinin de yer alması planlanıyor. İnşa edilecek büyük salon ise ‘kongre ve konserler’ için kullanılacak. Geniş sergi salonlarının ‘fuar
amaçlı’ da kullanılabilmesi amaçlanıyor. (Kültür Sanat)
Bu Haber Radikal’in web sitesinden alınmıştır.
